|
Çocuk disiplininde yapılan hatalar
ÇOCUĞUNUZA NASIL DAVRANIRSANIZ NASIL OLUR? Yeditepe Üniversitesi Hastanesi'nde Uzman Psikolog Zeynep Göktuna, eğer çocuğa aşırı disiplin ve aşırı sevgi aynı anda verilirse çocuğun kaygılı ve güvensiz, aşırı disiplin ve yetersiz sevgi aynı anda verilirse çocuğun saldırgan ve anti sosyal, aşırı sevgi ve disiplinsiz bir eğitim verilirse çocuğun sorumsuz, disiplinsiz bir eğitim ve yetersiz sevgi verilirse çocuğun içe dönük olacağının yapılan araştırmalarda ortaya koyulduğunu hatırlatıyor ve 'aşırı baskıcı ve otoriter', 'dengesiz ve kararsız', 'izin verici' (aşırı hoşgörülü), 'ilgisiz ve kayıtsız', 'aşırı koruyucu ve müdahale edici', 'mükemmeliyetçi' ve 'demokratik' olmak üzere yedi tip anne baba tutumundan bahsediyor.
Otoriter Ve Baskıcı Geleneksel aile yapılarında görülen bu tutumda, denetim yüksek, duyarlılıksa düşüktür. Çocuğun kişilik özellikleri, ilgi ve gereksinimleri dikkate alınmaz. Kuralları anne ve babanın koyduğu ve iletişimin tek yönlü olduğu tek disiplin anlayışı vardır. Çocuğa hiç bir açıklama yapılmadan konulan kurallara itaat etmesi beklenir. Eğitimde kullanılan yöntem cezadır. Ceza ya sevgiden mahrum bırakarak ya da fiziksel ceza (şiddet) olarak uygulanır. Burada cezanın amacı, yeni bir davranış kazandırmak değil, istenmeyen davranışı ortadan kaldırmaktır. Çocuğun yaptığı her şey göze batar ve çocuk sürekli cezalandırılır. Çocuk yaptığı şeyler olumlu bile olsa, ceza almak korkusuyla bunları söyleyemez. Çünkü sergilediği olumlu davranışlar görmezlikten gelinip eleştirilirken, yaptığı hatalar ortaya çıkarılır. Şımaracak korkusuyla sevgi, şefkat ve sıcaklık gösterilmez.
Dengesiz Ve Kararsız Bu tutum, anne baba arasındaki görüş ayrılığı, anne babanın ruhsal durumlarının değişkenlik göstermesi, doğuş sırası ve cinsiyet gibi etkenlerin sonucunda çocuklara eşit davranılmamasıyla oluşur. DVK anne baba tutumunda anne babadan biri merhametli ve aşırı hoşgörülü, diğeri ise sert ve otoriterdir. Örneğin çocuğun bir davranışını anne onaylarken baba onaylamaz ve bu durum sık sık yaşanır. Bu tutumda, anne baba aynı davranışlara farklı zamanlarda farklı tepkiler verebilir. Anne kızgın olduğunda herhangi bir şeye izin vermezken, anne sakin olduğunda o şeye izin vermesi bu tutuma örnektir. Bu ailelerde ebeveynlerin tutumu aşırı hoşgörü ve sert cezalandırma arasında gidip gelir. Disiplinin ne zaman uygulanacağı belirsizdir. Çocuk hangi davranışın nerede ve ne zaman istenmediğini kestiremez. DVK anne baba tutumuyla büyütülen çocuklar, kendilerini hiçbir ortamda rahat savunamazlar, görüşlerini açıkça söyleyemezler, iç çatışmalar yaşarlar ve önce anne babaya sonra da diğer insanlara güvenmemeyi öğrenirler. Her şeyden ve herkesten şüphelenen, dengesiz ve kararsız yetişkinler olarak yaşamlarını sürdürürler.
ÇOCUĞUNUZA NASIL DAVRANIRSANIZ NASIL OLUR? - 2 İzin Verici (Aşırı Hoşgörülü) Bu tutum, tek çocuklu ve orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan ailelerde sıklıkla görülür. İzin verici anne baba tutumu, çocuğa aşırı sevgi verildiği, yaptırımın olmadığı, kuralların sınırlarla belirlenmediği, çocuğun her istediğinin anında yerine getirildiği, çocuk merkezli anne baba tutumudur. Evin reisi çocuktur ve kuralları çocuk belirler. Çocuk yanlış bir davranış yaptığında “bir daha yaparsan karışmam” diye cezaların ertelendiğini yaşayarak öğrenmiştir. Çocuğa tanınan haklar sınırsız, görev ve beklentiler en az düzeydedir. Bu aşırı hoşgörü çocuğun aileye hükmetmesine ve çok az saygı göstermesine neden olur. İzin verici anne baba tutumuyla yetişen çocuklar, kuralsızlığa alıştıkları için sınırlarını bilemez, isteklerini erteleyemez, istekleri ertelendiğinde hırçınlaşır ve anne babayı tehdit ederler. Her istediğini ailesine yaptırmayı alışkanlık haline getiren çocuk, bu tavrı arkadaşlarından da bekler, okul çevresinde ve arkadaş ortamında uyum problemi yaşar. İzin verici anne baba tutumuyla yetiştirilen çocuklar; her istediklerini elde ettikleri için doyumsuz olur, eleştiri kabul etmez, gururlu, kibirli, sabırsız bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler
İlgisiz Ve Kayıtsız Bu tutum, istenmeyen bir çocuk dünyaya geldiğinde, anne baba olmayı tam olarak benimseyememiş ebeveynlerde, çok çocuklu, kalabalık yaşayan, eğitim seviyesi düşük ailelerde görülür. İVK tutumunu benimsemiş babaların çocuğuna ve ev yaşamına ilgi duymayan, annelerin ise evle ilgilenmekten hoşlanmayan, eğitime önem vermeyen, çocuklarına karşı mesafeli ve uzak duran ve annelik görevlerini benimseyen kişiler olduğu görülür. İVK anne baba tutumunda 'saldım çayıra mevlam kayıra' anlayışı hakimken, hoşgörü ve boş vermek birbirine karıştırılır. Bu ailelerde ya sadece anne ya sadece baba ya da her ikisi de çocuklarının ilgi ve gereksinimlerine tepkisizdir. Ebeveynler çocuklarının ruhsal durumları ve okul başarısıyla ilgilenmez, çocuklarına yeteri kadar zaman ayırmaz ve çocukları için hiçbir konuda gerekli çaba harcamazlar. Bu tutumla yetişen çocuklarda dikkat çekmek amacıyla huysuzluk nöbetleri, kaba ve müstehcen dil kullanma, gösteriş ve ilgi merakı, okuldan kaçma, sınıfta gürültü yapma, söz almadan konuşma gibi davranış bozuklukları görülebilir. Bu tutumu benimsemiş ailelerde yetiştirilen çocuklar, bir gruba ait olma duygusuyla yanlış arkadaşlıklar kurabilir ve zararlı alışkanlıklar edinebilir. Okula karşı ilgisizlik, kural tanımama, zamanı iyi değerlendirememe, suça eğilimli olma, başına buyruk yaşamayı isteme, hatta okulu bırakıp erken yaşta çalışmaya başlama gibi hayatlarını olumsuz yönde etkileyecek tutum ve davranışlar oldukça sık görülür.
Aşırı Koruyucu Ve Müdahale Edici Ailelerinde kayıp yaşamış, geç çocuk sahibi olmuş, çocuklarından bir ya da bir kaçı hasta olan, kendi ailelerinden ilgi görmemiş, evlilik hayatlarında problemler yaşayan, ya kendisinde ya eşinde ya da her ikisinde birden ruhsal problemler görülen ailelerde bu tutum sıklıkla karşımıza çıkar. Anne babaların çocukları için geliştirdikleri aşırı kaygı, çocuklarını aşırı korumaya yönlendirir. Bu koruyuculuk daha çok anne ve çocuk arasındaki ilişkide yaşanır. Bu tutumda, çocuk ihtiyaçlarını karşılayabilecek yaşa gelmiş olsa bile, anne baba çocuğun tüm ihtiyaçlarını karşılamaya devam eder, çocuğun başına kötü bir şey gelecek kaygısı ile kendi başına bir şey yapmasına izin vermez. Kişisel bakımdan tutun da sosyal becerilerine kadar çocuğun tüm ihtiyaçları karşılanır. Bu tutumda, anne baba hayatlarını çocuk üzerinden yaşar, çocuğa bağımlılık geliştirir. Çocuğa aşırı sevgi verilir fakat sorumluluk verilmez. Anne baba çocuğun sorumluluklarını kendileri yerine getirir. Çocuğa kazandırılmak istenen davranışlar, duygu sömürüsü veya aşırı şefkat yöntemiyle kazandırılmaya çalışılır, çocuk şımardıkça şımarır. Okul çantasını hazırlamak, giysilerini seçmek ve giydirmek, ödevlerini yapmak aşırı koruma davranışına örnek olarak sunulabilir. Bu tutumla yetiştirilmiş çocuklar, zorluklar karşısında ne yapacağını bilemeyen, her olayda annesine ve babasına dayanan, aileye bağımlı, kendisini himayesi altına alabilecek herkese karşı bağımlılık geliştiren ve bu himayeyi ileride de eşinden bekleyen, çevresindeki kişilerin ona hizmet etmesini isteyen, sorumluluk duygusuz gelişmemiş, ürkek, çekingen 'hiç büyümeyen yetişkin çocuk' olarak kalırlar.
ÇOCUĞUNUZA NASIL DAVRANIRSANIZ NASIL OLUR? -3 Mart ve nisan ayı bültenimizde “Otoriter ve Baskıcı”, “Dengesiz ve Kararsız”, “İzin Verici”, “İlgisiz ve kayıtsız”, “Aşırı Koruyucu ve Müdahele Edici” tutumları tanıyıp çocuklarımızdaki etkisini incelemiştik, konu bütünlüğü açısından bu tutumlara bir göz atmanız faydalı olacaktır. [İlk Bölüm için Tıklayınız..] [İkinci Bölüm için Tıklayınız..]
Bu tutumda, ebeveynler kendi gerçekleştiremedikleri yaşantıları, çocuklarının gerçekleştirmesini ister ve her şeyin en iyisini çocuğundan bekler. Çocuk, kapasitesinin çok üzerinde eğitimlere tabii tutulur, çocukça davranışların hepsi yasaklanır, arkadaş seçimlerini ebeveynler yapar. Mükemmelliyetçi anne baba tutumuyla yetişen çocukların fikirleri genellikle çok katı olur, onlar için ya bir şey çok olumlu ya da çok olumsuzdur. Bu tutumda, çocuk kendi içgüdüleri ile ailenin beklentileri arasında sıkışıp kalır, bu iç çatışma çocuğun ailesine karşı sevgi ve nefret arası duygular beslemesine neden olur. Bu tutumla yetiştirilen çocuklar, her şeyin en iyisini yapmak ve en üstün olmak isterler. Eğer istedikleri seviyeyi yakalayamazlarsa hayal kırıklığına uğrarlar ve çalışmayı tamamıyla bırakabilirler.
Bu tutumda anne babaların çocuklarını koşulsuz bir sevgiyle kabul ettikleri ve çocuğun ilgilerini göz önünde bulundurarak, yeteneklerini geliştirecek ortam hazırladıkları görülür. Demokratik anne baba tutumunu benimsemiş olan ailelerde, aile huzurludur. Aile bireyleri birbirlerine duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebilir, birbirlerine karşı hisleri konusunda net ve açık olur, bir problemle karşı karşıya kaldıklarında o problemi hep birlikte çözmeye çalışır, evle ilgili alınması gereken bir kararda çocukların da söz hakkı olduğunu savunur. Herkesin eşit söz hakkı vardır. Çocuğun bağımsız bir birey olduğu kabul edilir ve çocuk konuşmaya teşvik edilir. Çocuk alacağı kararlarda serbest bırakılır, aile içerisinde kabul gören ve görmeyen davranışlar ve sınırların bellidir. Çocuk bu sınırlar dâhilinde özgürdür. Anne ve baba çocuklarına iyi model olur ve çocuklarında görmek istemedikleri davranışları kendileri de yapmaz. Demokratik anne baba tutumuyla yetişen çocuklar, sınırlarını bilen, kendi inandıklarını sonuna kadar savunabilen, otoriteye körü körüne bağlı olmayan, ilişki kurabilen, fikirlere saygı duyan ve hoşgörülü bireyler olarak hayata atılır ve kendileriyle barışık bireyler olarak yetişirler.
Çocuğa Nasıl Davranmamalı? Eğer çocuğa “şöyle yapma böyle yap” gibi sözlerle öğütler verirsek, “üzüleceğine otur da dersini çalış” gibi ifadeler kullanarak yönlendirirsek, “zaten sen hep kolaya kaçarsın” gibi sözlerle yargılarsak, “çocuk gibi davranıyorsun” diyerek eleştirirsek, “geri zekalı” “aptal” dersek, sorgular ve suçlar gibi sorular sorarsak, “aslında ben senin neden böyle yaptığını biliyorum” şeklinde tanı koyarsak, “aslında senin derdin başka” gibi sözlerle tahlil edersek, “aman boş ver, düzelir, canını sıkma” gibi sözlerle teselli edersek, çocuk bizlerle konuşmak istediğinde, onu dinlemeyip başka bir konudan laf açarsak; çocuk anlaşılmadığını ve sevilmediğini düşünebilir, gücenip içine kapanabilir, benlik saygısı zedelenebilir, hayata karşı olumsuz bakış açısı geliştirip kendine ve çevresine saygı duymamaya başlayabilir, inadına hareket edebilir, karşılık verebilir, kızgınlık, öfke, güvensizlik duyguları geliştirebilir, yalan söyleyebilir, kendini ifade etmemeye başlayabilir ve kendini başarısız hissedebilir.
Doğru Davranış Şekli Demokratik tutumun en ideal anne baba tutumu olduğunun altını çizen Uzman Psikolog Zeynep Göktuna, çocuğa olumsuz duygular yaşatmamak için, çocuğa anlaşıldığını, kabul edildiğini, koşulsuzca sevildiğini göstermenin gerekli olduğunu söylüyor. “Çocuğa zaman ayırmalı, çocukla konuşmak için farklı sohbet konuları yaratmalı, sık sık söz hakkı vermeli, çocukla konuşurken çocuğun gözlerinin içine bakmalı, onu can kulağı ile dinlemeli, fikirlerine değer verdiğimizi hissettirmeliyiz” diyen Göktuna, çocuğun kabiliyetlerini fark etmenin de önemli olduğunu ifade ediyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar vermeli, onu takdir etmeli, başkalarının yanında küçük düşürmemeli, başka çocuklarla kıyaslamamalı, eleştirmemeli ve yargılayıcı olmaktan çekinmeliyiz. Onu çocuğa topluluk içerisinde söz alması için cesaretlendirmeliyiz. Çocuğun istek ve ihtiyaçlarına duyarlı olmalı, başarması için fırsat vermeli, inançlarına ve fikirlerine saygı göstermeli, doğru yaptığı şeyler için övmeli, daha iyiyi hedeflemesi için cesaretlendirmeliyiz.” Sadece çocuğa bir şeyler söyleyerek, nasihatler vererek, söz dinleterek kurulan tek yönlü bir iletişim, iletişim değildir” diyen Göktuna, sözlerini Mevlana'dan bir alıntıyla bitiriyor: “İletişim aynı dili konuşmak değil, aynı duyguları paylaşmaktır.”
ÇOCUKLARDA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.
GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ
DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?
KARDEŞ İLİŞKİLERİ Kardeş ilişkilerinin, çocuğun gelişimi üzerinde çok önemli etkileri vardır. İlk çocuklukta kardeşler oyun arkadaşı olarak çok önemlidir. Özellikle kardeşler arasında yaş farkı azsa çocuklar, ilk arkadaşlık ilişkilerini kardeşleriyle kurarlar ve böylece güvenli bir ortamda sosyal ilişkileri deneme fırsatı da bulurlar. Kardeşler birbirleriyle ilişkilerinde hayranlıktan şefkate, kıskançlıktan kızgınlığa bir çok duyguyu yaşarlar. Paylaşmayı, başkasının bakış açısı ile görmeyi, kendilerini savunmayı ve aynı zamanda sorunları çözmek için uzlaşmayı öğrenirler. Büyük çocuklar küçük kardeşlerine okula uyum sağlamalarında kendi deneyimleriyle yardımcı olurlar. Ağabeyler ve ablalar aynı cinsiyetten olan küçük kardeşlerin rol modelidir. Kardeş ilişkilerinin çocuklara etkisinin çocukluktan çok sonraya uzandığı görülmüştür. Yetişkinlikte, kardeşlerle ilişkiler aileye bağlılık ve yakınlık duygularını güçlendirirken, daha ileri yaşlarda anne- babanın kaybına ve yaşlılık korkularına karşı duygusal bir destek sağlar.
ÇATIŞMALAR Her ilişkide olduğu gibi kardeş ilişkilerinde de çatışmalar doğaldır ve kaçınılmazdır. atışmalar, çocuklara esnek olmayı, uzlaşmayı ve centilmenliği öğretir. Anneler-babalar çocuklarına karşı tutumlarıyla, onların birbirlerine karşı olan davranışlarını kontrol etmelerini, aralarındaki çekişmeyi, rekabeti ve kıskançlığı azaltmalarını sağlayabilirler.
Kıskançlık, kardeşler arasında sıklıkla yaşanan çok güçlü bir duygudur. Özellikle aileye yeni bir bebek geldiğinde anne-babasının ve diğer aile bireylerinin yeni bebek üzerindeki ilgisini büyük çocuğun kıskanması normaldir. Kardeşler arasındaki kıskançlığın yapıcı bir duruma dönüşebilmesi ve kardeşler arasındaki çekişmenin sorunlara yol açmaması için çocukların duygularının anlaşıldığını ve kabul gördüklerini hissetmeleri çok önemlidir. Evde hak ve sorumlulukların herkes için aynı şekilde gözetildiği ve adil olunduğu konusunda güvenlerini kazanmak gereklidir. Çocuklar kabul gördüklerini ve özel olduklarını hissettikleri zaman kardeşlerine duydukları kıskançlık azalacaktır. Aileleri için özel ve önemli olduklarını anlamaları, onlara sık sık olumlu mesajlar vererek ve onları diğer çocuklardan ayıran özelliklerini, yeteneklerini takdir ederek sağlayabilirsiniz. Anne-babalar ya da diğer aile bireyleri tarafından karşılaştırılan kardeşler, kendilerinin oldukları gibi kabul görülmediği duygusuna kapılırlar. Bazen sadece çocukları teşvik etmek için yapılan karşılaştırmalar bile çocuklarda yetersizlik duygusuna yol açar. Anne-babaların her çocukla geçirecek özel zamanlar planlaması ve eğer özellikle yaşları birbirine yakınsa her biriyle her gün eşit zaman geçirilmesi, birbirlerinin anne-babayla ilişkisini kıskanmalarını engeller.
Eğitim Uzmanı Şule YURCU
ÇOCUKLARINIZIN BEBEKSİ DAVRANIŞLARI GERİ DÖNDÜĞÜNDE “ Çocukların çoktan geride bıraktığını düşündüğümüz bazı huyları, bu kez çok farklı nedenlerle geri gelebiliyor. Çocukların hangi "bebeksi" davranışları tehlike belirtisi olabilir? Hangi durumlar bu geri gidişe neden olabilir? "
Çocukların çoktan aştığını düşündüğümüz bazı davranışları, özellikle stres ve zorlanma zamanlarında yeniden ortaya çıkabilmektedir. Bu durum çocuğun içinden geçtiği zorlukla başa çıkmak ve yeniden dengesini kurmak için kullandığı bir tür savunma mekanizmasıdır ve regresyon (davranışta gerileme) olarak tanımlanır. En sık karşılaşılan gerileme davranışları bebek gibi konuşmaya, parmağını emmeye, battaniyesinin kenarını kemirmeye başlama; yeniden alt ıslatma, 'hayır' olduğunu daha önceden öğrendiği bir şeyi yeniden tutturma, daha fazla kucak isteyip anneye yapışık hale gelme, ebeveynin günlük rutin gidişlerinde yeniden ağlamaya başlama gibi davranışlardır.
Çocuğunuzda uzun zamandır yapmadığı bu türden bebeksi davranışlar ortaya çıktığında o dönemde çocuğunuzun hayatında değişen şeyin ne olduğunu ve nasıl bir zorlanma yaşadığını keşfetmeye çalışın. Kardeşin doğumu, büyükannenin ölümü gibi ailede yaşanan bir kayıp, anaokuluna başlama, kronik bir hastalık geçirme ya da bir süre hastanede kalma ve hatta taşınma/ev değiştirme gibi durumlar küçük çocukların ciddi zorlanmalar yaşayıp davranışsal olarak geri gitmelerine sebep olabilir.
Çocuğunuzun davranışındaki geri gidişi anlamaya çalıştığınızda burada bahsedilenler gibi önemli bir sebebi olduğunu görürsünüz. Bu dönemde çocuğunuzu düzelmesi için zorlamamalısınız. Stres ve zorlanma zamanları çocuğu sosyal ya da zihinsel anlamda geliştirme çabasından uzak durmamız gereken zamanlardır. Bu dönemde çocuğunuzun sizi yönlendirmesine izin verin. Eğer bebek gibi davranılmak istiyorsa öyle davranın. Daha fazla sarılma, kucak, temas gerekebilir. Ayrıca, bu dönemlerde çocuğu yemeye zorlamak ya da daha önceden oluşturduğunuz sınırlara uymasını beklemek gibi baskıcı tavırdan özellikle kaçınmalısınız. Çocuğunuzun yeniden ortaya çıkan bağımlılığı ya da geriye giden davranışları sizi endişelendiriyor olabilir ama bunları düzeltmek için mücadeleye girmeniz işleri daha kötüye götürecektir. Stres ve zorlanma dönemini atlattıktan sonra çocuğunuzun doğru davranışları öğrenmesi için yeterince vaktiniz olacağını hatırlayın.
AİLENİN KİŞİLİK GELİŞİMİNE ETKİLERİ Olumlu olumsuz anne baba tutumları ve çocuğa etkileri:
GÜNLÜK YAŞAM İŞLEVLERİ KONUSUNDA EĞİTİME BAŞLAMADAN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
*Size bakmasını sağlayınız , bakmıyorsa çenesini hafifçe çevirip bakmasını sağlayınız. Gözgöze geliniz , bunu yaparsa ödüllendiriniz. Yine bakmıyorsa 1-2 dk sonra yeniden deneyiniz. 2-3 saniye göz göze gelirse ödüllendiriniz ve bunu 5-6 sn oluncaya kadar sürdürünüz . Evdeki diğer kişilerle göz göze gelmesini sağlayınız. Eğitim süresince çocuğunuz göz göze gelmiyorsa göz hizasına sevdiği bir şeyi koyarak bunu sağlamaya çalışınız.
*Onun anlayabileceği şekilde kısa ve basit cümlelerle konuşunuz (Ali kalk , bardağı tut vb gibi) . Konuşurken mimik ve jestlerinizi de kullanınız.
*Öğretilecek her işlevi bir kaç kez yineleyiniz . Her beceriyi basitten başlayarak sıralayınız , becerileri küçük basamaklara bölerek öğretiniz.
*Çocuğunuzun olumlu bir davranışına sevinmek ona sarılmak ''aferin'' '' ne güzel yaptın'' şeklinde sözlü ifade de ödüldür. Ödül olarak seçtiğiniz şeyi mutlaka istenilen davranışın hemen arkasından gerçekleştiriniz.
ANNE OLMAK Çocuk ve anne… Annelik hissi kadın psikolojisinde en temel duygudur.Bu duygu çocuk anne rahmindeyken başlar.İlk aylardan itibaren çocuk annenin tüm hislerinden etkilenir.Annenin yaşadığı duygular kana tesir eder, buda doğrudan anne karnındaki çocuğu etkiler.Bundan dolayı anne karnındaki bebekle konuşma, okşama gibi davranışlar hem çocuğu hem de anneyi olumlu yönde etkiler. Çocuğun doğumuyla birlikte anne için yeni bir dönem başlar ve bu dönemin en önemli vasfı sabırdır.Bunun dışında hiçbir annenin öfkeli olmak gibi bir lüksüde yoktur.Birey olarak elbette ki bu duyguları yaşayabiliriz ; ancak çocuğumuz karşısında annelik gömleğimizi giydiğimizde öfke, sinir, gibi duyguları gömleğimizin cebinden çıkartmak zorundayız. Doğumun ilk aylarında çocuğun en önemli ihtiyacı güvendir.Bu noktada anne ile çocuğun ihtiyaçları birleşmektedir.Çocuğun bu dönemde en çok fiziksel temasa ihtiyacı vardır.Bu ihtiyacı da en doğru ve tam şekilde anne giderebilecektir. Annelik bir sanattır.Ne demektir bu? Çocuğumuz ile yaşadığınız özel an ve paylaşımlardır. Kısaca sevgili anne ve babalar;
BAŞARILI ÇOCUK İÇİN Pek çoğumuz hayatta başarısızlığın bir felaket olduğunu inanışıyla büyüdük bunun sonucu olarak da başarısız olmamızın önüne geçecek her türlü çareye ne pahasına olursa olsun baş vuruyoruz ve hatta bazen ya başarısız olursam korkusuyla o işe hiç girmemeyi tercih ediyoruz oysa belki riski göze alsak hayatımızdayken başarılı işlerden birini yapacağız uzmanlar başarının en önemli anahtarının risk alabilmek olduğunu söylüyorlar. Peki ya kaybetme riskini başarının mihenk taşı olarak görenler?
Neden başarıya şartlanmak
Görmezden gelen veya suçu hep başkasına atanlar : Kaybetmek ile başarısızlık arasındaki farkı nasıl anlatmalıyız çocuğa ?
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim size şunları söylemek isterdim:
Yumuşak kesin sözler bende daha iyi bir iz bırakır ben senin yaşındayken diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım küçük yangınlarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın bana yanılma payı bırakın beni yaramazlıklarım için kötü çocukmuşum gibi yargılamayın yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin ceza vermeden önce beni dinleyin suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim beni dinleyin öğrenmeye en yakın olduğum anlar soru sorduğum anlardır açıklamalarınız kısa ve özlü olsun beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin.
Bana güvendiğinizi belli edin beni destekleyin hiç değilse çabamı övün beni başkaları ile karıştırmayın umutsuzluğa kapılırım benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın bana süre tanıyın yüzde yüz dürüst davranmadığımı gördüğünüzde ürkmeyin beni köşeye sıkıştırmayın yalana sığınmak zorunda kalırım sizi çok bunaltsam da soğukkanlılığınızı yitirmeyin kızgınlığınızı haklı görebilirim ama beni aşağılamayın hele başkalarının yanında onurumu kırmayın unutmayınki bende sizi başkalarının önünde güç durumda bırakabilirim bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz tersine beni size daha çok yaklaştırır aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum bana kendinizi yanılmaz ve erişilemez göstermeye çabalamayın yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin zor olmadığınıda biliyorum yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bi çoğundan vazgeçebilirim yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın benden örnek çocuk olmamı istemezseniz bende sizden kusursuz anne baba olmanızı beklemem severek ve anlayışlı olmanız bana yeter.
Sizi seviyorum. Çocuğunuz..
|